![]() |
Ferit Öktem Hocanın hayatı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir aile geleneğinin, erken kayıpların, uzun hastalıkların ve buna rağmen sürdürülen bir bilim ahlakının hikâyesidir. 5 Haziran 1928de doğar. Babası, Osmanlı mahkemelerinde başkatip olarak 40 yıl görev yapmış bir devlet adamıdır. Cumhuriyet’in ilanından sonra emekliye ayrılır; Ferit Hoca henüz 4 yaşındayken babasını kaybeder. Ailede yazıya ve disipline verilen önem daha da eskidir: Ferit Hoca’nın dedesi bir hattattır ve hocanın evinde, dedesinin 1870 yılında yazdığı elyazması bir Kur’an bulunmaktadır. Bu, yalnızca bir aile yadigarı değil, kuşaklar boyunca aktarılan bir ciddiyet ve emek anlayışının da simgesidir.
Eğitim hayatı erken yaşta başlar. Ortaokul için önce Kayseri’ye kaydedilir; burada 1 yıl Almanca eğitimi alır. Ardından devletin açtığı parasız yatılı sınavlarını kazanarak Niğde’ye gönderilir. Niğde’deki eğitimin dili Fransızcadır; bu durum, ilerideki akademik yönelişinin ilk belirgin işaretlerinden biri olur. 1947/48 eğitim yılında, yurt dışına gitmeden önce, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde bir dönem okur. Tam bu sırada, arkadaşlarıyla birlikte bir gazete ilanı görürler: Devlet, sınavla yurt dışına öğrenci gönderecek. Başvurur, sınavı kazanır ve 1949 yılında Fransa’ya gider. İlk yılını Fransızca öğrenmeye yoğun bir şekilde ayırır. Ne var ki bu umutlu başlangıç, ağır bir sınavla kesintiye uğrar. 1951 yılında vereme yakalanır. Bu hastalık, onun hayatında yalnızca tıbbi değil, derin bir psikolojik iz de bırakacaktır; çünkü ağabeyi 1940 yılında aynı hastalıktan vefat etmiştir. Ferit Hoca 7 Eylül 1952’de Grenoble’de bir sanatoryuma yatırılır. Burada bir yıldan fazla kalır. Akciğerlerindeki delik iyileşmeyince, dört kaburga kemiği kesilerek çıkarılır. Tedavisi yaklaşık 10 yıl sürer ve bu süre boyunca 12 yıl Türkiye’ye gelemez. Sanatoryuma otobüsle giderken ne kadar çok kan kustuğunu anlattığında, içim sızlamıştı. O yolculukta muhtemelen, ağabeyi gibi öleceğini düşünüyordu. Bu travmayı hayatı boyunca ne ölçüde atlatabildiğini bilmek zor. Bildiğimiz şu ki, Ferit Hoca hayatında son derece tutucu ve düzenli bir insandı; rutinlerini, yediklerini, alışkanlıklarını kolay kolay değiştirmezdi. “Şok Market'ten şu ekmeği, şu yumurtayı, şu ton balığını alabilir misin?” dediğinde, daha kaliteli olduğunu düşündüğüm başka bir yerden aldıklarımı beğenmemişti. Bu titizlik, belki de uzun bir hayatta kalma mücadelesinin sessiz bir sonucuydu.
![]() |
| Bayram Tekin ve Ferit Öktem, ODTÜ Fizik. |
1962 yılında, Erdal İnönü hocanın mektupla daveti üzerine ODTÜ’ye gelir. O yıllarda ODTÜ’de Teorik Fizik adıyla ayrı bir bölüm vardır. Bu bölümde Feza Gürsey, Erdal İnönü, Ferit Öktem, Niyazi Tarımer ve İmre Usseli olmak üzere dört hoca ve bir asistan çalışmaktadır. Ancak bu güçlü kadro kısa sürede dağılır: Niyazi Hoca fiziği bırakıp Adana’ya çiftçilik yapmaya gider; Feza Hoca Yale’i tercih eder; Erdal Hoca, babasından kalan evi satarak İstanbul’a gider. ODTÜ Teorik Fizik’te tek hoca olarak Ferit Öktem kalır. Kısa süre sonra bölüm kapanır (tam sebebi hala açıklığa kavuşmamıştır). Aynı dönemlerde, Kimya’da Oktay Sinanoğlu’nun başında olduğu Teorik Kimya Bölümü’nün de kapanması dikkat çekicidir.
Ferit Hoca, hafızasında Türkiye’nin yakın tarihini canlı anılarla taşırdı. Bir gün ona Atatürk’ü sordum: “Neler hatırlıyorsunuz?” diye. Evde Atatürk ve Hitler’in konuşulduğunu, ama çocukken Hitler’i tam anlayamadığını, bir kelimenin çoğulu sandığını anlattı. Biraz daha büyüdüğünde, askere gidecek olan ağabeyini okuldan çağırmaya gittiğinde, ağabeyi (adı muhtemelen Niyazi, sonradan hakim olmuş) ona şunu söyler: “Ferit, bugün Atatürk öldü.”
İnsanlar yaşarken kıymetlerini bilebilir miyiz? Bilmiyorum. Bunu başarabilen topluluklar var.
Eli kalem tutan insanlar aramızdan ayrıldığında, gerçekten büyük boşluklar oluşuyor.
Prof. Dr. İbrahim Ferit Öktem, 14 Haziran 2024 tarihinde aramızdan ayrıldı.
–––––
16 Eylül 2020’de, 92 yaşındayken Ferit Hoca’yı ODTÜ-Kent’teki lojmanımızın bahçesine getirdim. Bu fotoğrafı habersiz çektim. Ferih Hoca ile sık sık sohbet ederdik. Lisans öğrencisiyken kendisinden 2 ders almıştım ve hayatımın en anlamlı iltifatlarından birini o zaman yapmıştı: “Sizde bir cevher var !”
Dokuz sene yurtdışında kalıp, ODTÜ Fizik Bölümü'ne öğretim üyesi olarak döndüğümde, Ferit Hoca emekli olmuştu. Ama her gün okula geliyordu. Önceleri odası vardı, sonradan odadan çıktı. Okula geldiğinde Matematik Bölümü'nde Cem Tezer Hoca'ya uğrardı. Fizikte de bana uğrardı. Dışarıdan baktığınızda 2 ayrı neslin insanlarıydık, ama ortak konuşacak çok konu vardı. Sohbetlerimizde o sıralar neleri çalıştığımı sorardı. Çalıştığım konuların güzel matematiksel yönleri varsa, sohbetimiz çok keyifli olur. Ferit Hoca spekülatif konuları sevmezdi. Onun için fizik 3 +1 boyutta olacaktı, muhakkak içinde genel görelilik olmalıydı. Einstein denklemlerinin sağ tarafını da sevmezdi. Sağ taraf maddeyi içerir, madde, sol taraftaki geometriye göre çok karışık hatta özünde esas teorisi kuantum fiziği. Ferif Hoca için esas kavrayış Riemann uzayında olmalıydı. Onun için Hoca bana çalışmalarımı sorunca, genelde onun hoşuna gidecek olanlardan bahsederdim. Yukarıdaki fotoğrafı çektiğim gün de öyle oldu. Öğrencim Aydın Tavlayan’la bir makale yazmıştık. Dönen kara delik etrafındaki ışık yörüngelerini incelerken karşımıza, çözümü olmayan, 6. dereceden bir denklem çıktı. Abel-Rufini teoremi bize çözümün standart yollarla (cebirle) bulunamayacağını söylüyor. Ama her zaman bir kısım yaklaşımlar yapmak mümkün. Yakın zamanda öğrendiğim bir teoremi bu problem için uyguladık. Ferit Hocanın teoremi bildiğini hiç düşünmüyordum. Ona konudan bahsettim. Teoremin adını söylemedim. Teoremi sordu.
“Lagrange-Bürmann inversiyon teoremi” dedim.
Bana, 1 saniye bile geçmeden şunu söyledi
“Ben onu Whittaker-Watson kitabında okudum. Ama Bürmann teoremi diye bilinir.”
Evimde kitabın 1962 baskısı vardı (1902 ilk baskı), hemen getirdim. Teoremi buldu. Bürmann teoremi diye geçiyordu. Dikkatle okudu, ve bana anlattı.
![]() |
Bu keskin hafıza her seferinde beni şaşırtıyordu!
Bir makalede kendisine teşekkür etmiştim ve makalenin basılı halini vermiştim. Hemen eline aldı. 1-2 dakika içinde burada büyük eşit değil, büyüktür olacak dedi.
Söylediği şey o kadar teknik bir detay ki, hayret etmiştim.
Ferit Hoca duygusal bir insan görünümünde değildi; ama arkadaşı Cem Tezer’in öldüğü gün ağlamıştı. Cem Tezer Hoca (1955–2020) seminer verdiğinde de salonu doldururdu, cenazesinde de. Ferit Öktem Hoca, kendisinden 27 yaş küçük olan Cem Hocanın yakın arkadaşıydı. Cem Hoca'nın cenazesinde bana pek çok şey anlattı. Birini hiç unutmayacağım: Geçen hafta birlikte gökyüzünde güzel bir bulut görmüşler. Ferit Hoca, Almanca bir aşk şiiri okumuş. Bana da okudu:
“Wie eine weiße Wolke
Am hohen Himmel steht,
So weiß und schön und ferne
Bist du, Elisabeth.”
Beyaz bir bulut gibi
Göğün yükseğinde
Çok beyaz, güzel ve uzaksın
Sen, Elizabeth.
Ferit Hoca ODTÜ’yü ODTÜ yapan değerlerden biriydi. Aramızdan sessiz sedasız ayrıldı. Riemann’ı çok severdi. Gözleri biraz nem toplardı, Riemann’ın 40 yaşında vefat ettiğini anlatırken. Riemann tüberkülozdan vefat etti, Ferit Hoca 1948’de tüberküloza yakalandı, Riemann’dan 82 sene sonra, ama 12 yıl mücadele etti ve kazandı. Ruhu şad olsun, varsa böyle bir literatür: Riemann’ın komşusu olsun. (Fotoğraflar ve metin Prof. Dr. Bayram Tekin)
![]() |
| 1960ların başında Ferit Öktem İrlanda'da John Lighton Synge'in yanında post-doc olarak çalışmakta. Burada beraberce bir transatlantiğin denize indirilmesini izliyorlar. |
![]() |
| 15 Aralık 2019, ODTÜ-Matematik önü |




